Ferîdüddin Attâr’ın Mantıku’t-Tayr adlı eseri, dışarıdan bakıldığında bir mesnevi gibi görünür;
ama içine girildiğinde, bir kelamî laboratuvardır.
Orada otuz kuşun çıkmaya niyet ettiği yolculuk,
aslında tek bir insanın içsel seyridir.
Ama bu seyir, Mâturîdî düşüncede olduğu gibi sadece bir içe kapanış değil,
aklın ve iradenin birlikte iş gördüğü, seyri sorumlulukla örgüleyen bir hakikat yolculuğudur.
Her kuş bir melekedir, bir zaaf, bir talep yahut bir engeldir:
Bülbül aşka saplanır, tavus geçmişe takılır, ördek başka bir âlem arar,
ama hiçbiri kendi hakikatine tek başına varamaz.
Çünkü hakikate varmak, sadece “istemek” değil, anlamak, seçmek ve tahammül etmekle mümkündür.
İşte tam burada devreye Mâturîdî akıl girer:
İrade, zaaflarla değil; akılla eğitilerek özgürleşir.
Mâturîdî anlayışta insan, aklıyla sadece “nefsini” değil;
varlığın tamamını tartar.
Bir tercih yapmadan önce delil arar.
Bir hüküm vermeden önce ölçü sorar.
Ve belki de en önemlisi:
Kendi kendine aldanmamak için, kendini sürekli yoklar.
Attâr’ın yolcu kuşları da kendilerini yoklaya yoklaya ilerler.
Simurg’a varıldığında aslında varılan şeyin,
başından beri içlerinde olan ama irade, çaba ve hikmetle açığa çıkan bir cevher olduğunu anlarlar.
Tıpkı Mâturîdî insanın,
imanı sadece teslimiyet değil, bilinçli bir duruş olarak kavrayışı gibi.
Simurg, ne yerdedir ne gökte;
O, insanın kendi “temyiz kudretiyle” keşfettiği bir yüksek haldir.
Ve işin güzelliği şudur:
Attâr bu yolculuğu bir masal gibi anlatır.
Ama Mâturîdî, onun her satırını bir kelamî hakikat gibi okur.
Bu nedenle ben, Attâr’ın kuşlarını
bir nefs terbiyesi değil, bir akıl eğitimi olarak da okurum.
Çünkü Mâturîdîlikte akıl, sadece karar veren değil;
dönüşen, gelişen, kendini aşan bir cevherdir.
Simurg yolculuğu, aslında aklın kendi hakikatine varma çabasıdır.
Ve en sonunda Simurg nedir?
Bir birlik mi?
Bir benlik mi?
Bir inkâr mı, bir itiraf mı?
Mâturîdî’ye göre Simurg:
İradenin hakikatle barıştığı noktadır.
“Her kuş kendi kanadıyla uçar;
ama hakikate varan,
iradesini akılla, aklını hikmetle tartabilendir.”

