“Birazdan kendimi kaybedeceğim, lütfen dikkatli izleyin.”
Yatak 14 numara. Hemşire üç kez kontrol etti: ateşi 36.7. Kan değerleri normal. Kalp atımı düzenli. Ama kadının bakışı bir başka.
“Geceden beri ateşim çıkıyor, galiba iç kanama geçiriyorum…”
Hemşire usulca doktora fısıldar:
“Yine başladı…”
“İlgiye aç değilim. Ben ilgiye susuzum. Beni sevin diye ölü taklidi bile yapabilirim.”
Munchausen Sendromu, kişinin hasta olmadığı hâlde hasta rolü yaparak ilgi, şefkat ya da bakım görmeye çalıştığıpsikolojik bir rahatsızlıktır. Kimi zaman kendine zarar verir, kimi zaman olmayan semptomlar uydurur, kimi zamansa tıbbi geçmişini dramatize eder.
Ancak bu bir aldatma değil, bir hayatta kalma çığlığıdır.
Çocukluğunda görülmeyen, yok sayılan, sevgisiz bırakılan bir bedenin, yetişkinlikte sağlık sistemi üzerinden “var olma” arayışıdır.
GERÇEK BİR HASTALIK MI BU?
Evet, hem de çok gerçek. Munchausen Sendromu, kişilik bozuklukları ve travmalarla sıkı sıkıya bağlıdır.
Sıklıkla borderline, narsistik ya da histrionik kişilik yapılarıyla birlikte görülür.
Bazı vakalarda kişi, çocuklarına hastalık rolü yükleyerek Munchausen by Proxy sendromuna da dönüşebilir.
MÜDAHALE EDİLMEZSE NE OLUR?
Tedavi edilmezse kişi:
- Gereksiz ameliyatlar ve tıbbi müdahalelere maruz kalabilir.
- Gerçek hastalığı olduğunda ciddiye alınmayabilir.
- Psikolojik durumu giderek kötüleşebilir.
- Sahte krizler, gerçek krizlere dönüşebilir.
TEDAVİSİ MÜMKÜN MÜ?
Evet. Ama ilk adım: kişinin oyun oynamadığını fark etmek.
Bu bir “yalancılık” değil, görülmeye, duyulmaya, hissedilmeye duyulan ihtiyaçtır.
Psikoterapi, özellikle psikodinamik ve bilişsel davranışçı yaklaşımlar, uzun vadede kişinin içsel boşluklarını doldurmaya yardım eder.

