Sureyya Kevni
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. KEVNİ HOCA İLE HUKUKİ HOKKABAZLIKLAR – 7

KEVNİ HOCA İLE HUKUKİ HOKKABAZLIKLAR – 7

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İyi günler Süreyya hocam. Ben yıllar önce bir halt yedim ve vicdanım beni rahat bırakmıyor. Uykularım kaçıyor, içim sızlıyor… Bundan seneler önce bir gençlik hatası diyelim, hırs, nefs, kibir ne dersek artık, kendimi öyle bir pazarladım öyle bir anlattım ki yanlışlarımı gizledim, sahibi olduğum şeyleri de mübalağalı şekilde yaydım. Bunun sonucunda mesleki olarak yeterli ve kalifiye birileri koltuğundan oldu, kimileri psikolojik zulüm gördü… 

El Cevab:

Merhaba dostum. Ne diyeyim, gözyaşlı bir merhaba oldu bu…
Belli ki kalbin hala yanıyor, bu başlı başına bir işarettir. Çünkü bazen pişmanlık, hüküm giymiş bir ruhun temyiz talebidir.

Ama hadi işin adını koyalım:
Senin bahsettiğin şeyin Türk Ceza Kanunu’ndaki adı “nitelikli dolandırıcılık” olabilir. Eğer devlet kurumlarını yalan beyanlarla kandırıp bir gelir, maaş, burs veya yardım aldıysan, işte orası 158. madde civarlarında volta atan bir durum.


Kamu kurumları, kamu zararı oluştuğu gerekçesiyle geriye dönük alacak davası açabilir, savcılık da “kamu davası” başlatabilir. Suçun süresi, eylemden itibaren genellikle 8 yıl ama her detay dosyaya göre değişir.

Ayrıca senin yalan beyanınla haksızlığa uğrayan insanlar varsa ve bu durum kanıtlanabiliyorsa, bu da haksız rekabetpsikolojik şiddet, hatta kimi davalarda manevi tazminat talebi doğurabilir.

Yani işin hukuki tarafı bir kenara, ahlaki olarak da bir çukura düşülmüş. Ama çukurda kalmak zorunda mıyız? Elbette hayır. Dilersen şimdi hemen işin ahlaki ve ilahi terazisine bakalım… Bunun için ben de hemen, kadromuzun nadide isimlerinden, bu işlerin kitabını yazmış, hem fakih, hem mücahid, hem 4+2 mezhebi birlikte cebinde taşıyan, entelektüel kapasitesi, tavrı ve sükuneti ile kalpleri fetheden Maturidi büyüğümüz Eş-Şeyh Kabz el Zindânî Hazretleri’ni telefonla aradım. Buyrunuz, onun veciz sözleriyle:


Eş-Şeyh Kabz El Zindânî Buyuruyor:

“Bir insan, sahip olmadığı vasıfları varmış gibi göstererek başkasının hakkına girmişse;
sadece yalan söylemiş olmaz — adaleti bozar.

Ve adalet bozulduğunda, mesele artık bireysel bir günah olmaktan çıkar, toplumsal bir suça dönüşür.

Birinin koltuğunu haksız yere almak, yalnızca bir makam gaspı değildir;
o kişinin hayatına, itibarına, geleceğine müdahaledir.
Bu, sadece kul hakkı değil; insanın kaderine el uzatmaktır.

Bu yüzden bu fiil, basit bir “gençlik hatası” değildir.
Bu, bilerek yapılan bir haksızlıktır.
Bilerek yapılan haksızlık, niyetle ağırlaşır; tekrarlandıkça zulme dönüşür.

Zulüm ise, yalnızca mazlumu değil; zalimin de içini çürüten bir zehirdir.

Kim bu fiili işlemişse bilsin ki:
Vicdanının susmaması bir ceza değil, ilâhî bir ikazdır.
Ve o ikazı susturmaya çalışmak, günahı silmez — yalnızca katmerler.

Ama…

Vicdan hâlâ konuşuyorsa, kalp henüz kararmamıştır.
Uykular kaçıyorsa, hâlâ insan kalınmıştır.
Acı duyuluyorsa, hâlâ dönüş mümkündür.

Tövbe burada bir duygu değildir; bir fiildir.
Üç adımı vardır:

  1. Hakikati kabul etmek:
    “Ben yanlış yaptım” demek yetmez.
    “Ben başkasına zarar verdim” demek gerekir.
  2. Zararı telafi etmek:
    Mümkünse, haksızlığa uğrayanı bulmak, ondan helallik istemek,
    itibarını iade etmek, hakkını geri vermek, ismini temizlemek…
    Bu olmadan tövbe tamamlanmaz.
  3. Aynı yere bir daha düşmemek için karakter inşa etmek:
    Yani sadece pişman olmak değil;
    o pişman olunan işi bir daha üretmeyecek bir ahlâk kurmak çabası ve gayesi...

Unutmayalım:

Allah Rahman ve Rahim’dir, affeder. Ancak Mutlak Adil’dir de…
Kul hakkı, kul affetmeden kapanmaz.

Ve daha önemlisi:

Geçmişi silemeyiz,
ama geleceğin zalimini iptal edebiliriz.

İnsan belki de ömrünün en büyük ibadetini secdede değil,
gidip birinin kapısını çalarken yapabilir.

Eğer gerçekten tövbe istiyorsak:
Ayağa kalkacağız. Gideceğiz. Düzelteceğiz. Bedel ödeyeceğiz. Onaracağız.

İşte o zaman vicdan susmaz — sükûna erer.

Son Söz:

Kardeşim…
Zindânî Hazretleri her zamanki gibi vicdan zırhımızı deldi geçti.
Vicdanın rahatsızsa, bu rahatsızlık senin hâlâ diri olduğunun kanıtı.
İstersen bir hukukçuyla durumu gizli şekilde görüş, geçmiş ödemeleri yapılandırıp zararı telafi etmeye çalış, helallik için adım at.

Yani illa rezil olmak zorunda değilsin ama
“Telafi ediyorum” demek sana bu dünya ve ahirette güzel bir kartvizit kazandırır.

Zindani Efendi’nin bu büyük sözlerinden sonra bak aklıma şu fıkra geldi:

“Adamın biri belediyede işe girmiş, her gün geç geliyor, erken çıkıyormuş. Sormuşlar: ‘Sen ne iş yapıyorsun?’
‘Ben danışmanım’ demiş.
‘Neyin danışmanı?’
‘Yalan danışmanlığı… Ne zaman tutar, ne zaman patlar, onu hesaplıyorum…’
En son kendi yalanını kendine danışmamış… Sürgün yemiş!”

İşte öyle kardeşim…
Yalanda ömür yok. Ama doğruda daima ikinci bir şans var.

Bol hukuklu, az mübaşirli günler dilerim…

KEVNİ HOCA İLE HUKUKİ HOKKABAZLIKLAR – 7
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter